LANSMANA ÖZEL İNDİRİMLER
400 TL üzeri kargo bedava
LANSMANA ÖZEL İNDİRİMLER
400 TL üzeri kargo bedava
Anadolu Kilimlerinin Sır Dolu Dili: Geleneksel Motiflerin Sembolik Anlamları

Anadolu Kilimlerinin Sır Dolu Dili: Geleneksel Motiflerin Sembolik Anlamları

Anadolu’nun kadim kilimleri, yüzyıllar boyunca sadece birer zemin örtüsü değil, aynı zamanda dokuyanların duygu ve düşüncelerini nesilden nesile aktaran birer kültürel anlatı aracı olmuştur[1]. Bu el dokuması eserlerde kullanılan motifler, doğadaki nesnelerin ve günlük hayat unsurlarının soyutlanmış sembolleridir. Ortaya çıktıkları ilk dönemlerden itibaren bu motifler, Türk halkının doğayla ilişkisi, inançları ve toplumsal değerleri hakkında zengin ipuçları taşımaktadır[2].

Geleneksel Anadolu kilimlerindeki dil o kadar gelişkindir ki her motif “tesadüfen” değil, derin anlam katmanlarıyla ilmek ilmek işlenmiştir. Birçok motif Anadolu’nun farklı bölgelerinde ortak kullanılsa da, yöreden yöreye motif biçimi ya da isimlerinde farklılıklar görülebilir; hatta bazı köyler kendine özgü desenleriyle tanınmıştır[1].

Bu yazıda, Anadolu kilimlerinin gizemli diline ışık tutan dokuz sembolik motifin (kuş, başak, saç bağı, su yolu, eli belinde, göz, tarak, pıtrak ve hayat ağacı) kökenlerini, tarihsel bağlamlarını, bölgesel varyasyonlarını ve simgesel anlamlarını ele alınacaktır.

Kuş Motifi

Kilimlerde en sık rastlanan hayvansal sembollerden biri olan kuş motifi, uçabilme özelliğiyle gökyüzüne ve öte aleme ulaşmanın simgesi olarak birçok kültürde olumlu anlamlar kazanmıştır. Türk dokuma geleneğinde kuş, genellikle mutluluk, neşe ve sevginin sembolüdür; aynı zamanda güç ve kuvveti temsil eder[3]. Kuş motifi, bazen özlemi veya haber bekleyişini ifade ederken bazen de ölmüş birinin ruhunu simgeler[4]. Anadolu’da farklı kuş türleri farklı mesajlar taşır: Örneğin kartal figürü güç ve çeviklikle özdeşleştirilirken bülbül figürü şanslı ve bereketli bir yaşamı, baykuş ise uğursuzluk ve kötülüğü simgeler[5]. Tarih boyunca kuşlar birçok beylik ve imparatorluğun da sembolü olmuş; ayrıca ilahi mesajların taşıyıcısı ve uzun ömrün işareti sayılmıştır[6]. Bu zengin çağrışımlar nedeniyle kuş motifine Anadolu’nun hemen her yöresinde rastlanır ve motifin ayrıntıları (stilize kuş figürleri, kanat veya tüy biçimleri vb.) bölgeden bölgeye çeşitlilik gösterebilir.

Başak Motifi

Tarım toplumlarının en kadim simgelerinden biri olan başak (buğday) motifi, Anadolu kilimlerinde bolluk ve bereketin ifadesidir. Bu motif, tahıl hasadının başarıyla kaldırılmasını ve yiyecek bolluğunu temsil ettiği için doğurganlık ve yaşamın sürekliliği kavramlarıyla iç içe geçmiştir[7]. Kültürel kökeni son derece eskidir: Anadolu’da M.Ö. 6000’lere tarihlenen Hacılar yerleşiminde bile çömlekler üzerinde buğday başağı desenlerine rastlanmıştır, bu da motifin Neolitik dönemden beri bereketi simgelediğini göstermektedir[8]. Tarihsel olarak Hitit ve Frig gibi uygarlıklarda tanrı ve tanrıçaların ellerinde bereket sembolü olarak başak tutmaları, bu motifin Anadolu kültürüne derinlemesine işlendiğine işaret eder[9][10]. Bölgesel açıdan, başak motifi özellikle Afyonkarahisar-Bayat yöresi kilimlerinde sık kullanılmış ve hatta “Buğday Başaklı Kilim” adıyla anılan özel bir desen grubuna kaynaklık etmiştir[11].

Saç Bağı Motifi

Saç bağı motifi, Anadolu kilimlerinde genç kadınların evlenme isteğini ve aile kurma arzusunu dile getiren en ilginç sembollerden biridir[13]. Bu açıdan dokumalara işlenen motifler adeta bir “gizli dil” işlevi görmektedir[13]. Saç bağı motifi de bu dilde, dokuyucunun evlilik isteğini anlatan bir sembol olarak belirginleşir[13]. Motifin kökeni, Türk kültüründeki saçla ilgili ritüellere dayanır: Anadolu’da genç kızlar saç örgüleri ve saçlarına taktıkları bağlarla sosyal durumlarını çevreye duyururlardı. Örneğin yeni evli bir kadın, saçını iki örgü halinde örüp uçlarına renkli iplikten süsler takarak evlendiğini ilan eder; benzer şekilde evlenmek isteyen bir genç kızın da kilimine saç bağı motifini işlemesi, “çeyizim ve gönlüm evliliğe hazır” demenin örtük bir yoludur[14]. Saç, kültürel olarak ölümsüzlük ve hatıra taşıyıcısı olarak da görülür; sevdiğine saç teli vermek veya sevdiğinin saçını saklamak gibi adetler, saçın ruhani bir bağ kurduğuna inanıldığını gösterir. Bu nedenle saç bağı motifinde saç figürü, dokuyanın sevdiğiyle ölümüne dek birlikte olma özlemini ve soyunu devam ettirme isteğini de simgeler[15]. Bölgesel farklılıklarda motifin temel anlamı değişmese de, Anadolu’nun çeşitli yörelerinde saç bağı farklı stilize biçimlerde dokunabilir.

Su Yolu Motifi

Anadolu coğrafyasında “su”, hayatın en kıymetli unsurlarından biri olduğu için, su yolu motifi de kilimlerin vazgeçilmez desenlerinden olmuştur. Dalgalı veya zikzak çizgiler halinde dokunan bu motif, akarsuları ve yaşam kaynağını temsil eder. Hayatı, canlılığı, bolluğu, saflığı, yenilenmeyi ve yeniden doğuşu simgelediği sıkça belirtilmiştir[16]. Su, kurak Anadolu bozkırında bolluk getiren bereket sembolüdür — dolayısıyla su yolu motifinin bulunduğu kilimler bereket, sağlık ve uzun ömür temennilerini içinde barındırır[16]. Akademik araştırmalara göre su motifine yüklenen anlamlar arasında hayatın devamlılığı ön plandadır: Su olmadan yaşam mümkün olmayacağı için bu motif, dokunduğu halı veya kilime “hayat versin” diye tasarlandığı şeklinde yorumlanabilir [17]. Aynı zamanda, suyun arındırıcı yönü nedeniyle arınma ve temiz başlangıçları da temsil eder. İlginç bir şekilde bazı kaynaklar, su yolunun tehlikeleri önleyici bir koruma anlamı taşıdığına da değinir; zira su motifinin akışı, kötülükleri sürükleyip götüren bir engel olarak görülmüştür[18]. Kültürel köken bakımından, su motifinin izleri Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanır: Türk mitolojisinde hayat ağacı ile birlikte su kaynağı da evrenin merkezinde tasavvur edilmiştir. Bölgesel olarak su yolu deseni en çok kilim kenarlarındaki bordürlerde veya şeritlerde yer alır; örneğin Doğu Anadolu kilimlerinde stilize nehir formunda, Ege’de ise hafif dalgalı çizgiler şeklinde dokunabilir.

Eli Belinde Motifi

Anadolu kilimlerinin belki de en tanınmış figüratif motifi eli belinde desenidir. İki yana açılmış kolları ve belinde elleriyle stilize edilmiş bir kadın figürünü andıran bu motif, aslında Ana Tanrıça kültünün dokumalardaki izdüşümüdür[21]. Eli belinde motifi, anneliğin, dişiliğin ve verimliliğin sembolüdür; yani doğurganlık ve bereket kavramlarını doğrudan doğruya temsil eder[22]. Nitekim Anadolu’nun hemen her yöresinde “bolluk ve bereket” denince akla gelen en eski motiflerden biri eli belindedır[23]. Tarihsel olarak bakıldığında, insan figürü Türk halı ve kilimlerinde pek nadir kullanılmıştır; ancak eli belinde adı verilen stilize form, bu istisnalardan biridir ve muhtemelen Neolitik çağın Ana Tanrıça betimlemelerinden köken alır. İlk insanların üremenin sırrını yalnızca kadınlarda görmesi ve erkeğin katkısını bilmemesi nedeniyle, dişil unsura kutsallık atfetmiş ve bereketi ondan beklemiştir[24]. Eli belinde motifinin, işte bu kadim bereket inancından doğduğu ve Kibele gibi Ana Tanrıça figürlerinin devamı olduğu düşünülür[24].

Eli belinde motifi, kollarını iki yana koymuş bir kadın silüeti andırdığından halk arasında farklı isimlerle de anılmıştır. Anadolu’nun bazı bölgelerinde bu motife “gelin kız”, “kâküllü kız” (perçemli kız) veya “çocuklu kız” denmesi oldukça manidardır[25]. Bu adlar, motifin genç gelini veya kucağında çocuğuyla anneyi simgelediğini doğrular niteliktedir. Motifin taşıdığı anlamlar da bu yöresel adları destekler: Eli belinde, analık, doğurganlık, mutluluk, neşe, saadet ve uğur sembolüdür[25]. Yani bir yandan yeni doğum yapmış veya yapacak kadının bereketli rahmini, diğer yandan aileye getirdiği şansı ve sevinci temsil eder. Pek çok kilimde eli belinde figürünün çevresinde koçboynuzu (erkeklik simgesi) ve göz/nazar motifleriyle birlikte kullanıldığı görülür; bu kombinasyon, dişil ve erilin bir araya gelerek korunup bereketlenmesini anlatan adeta bir kompozisyondur[26][27]. Sonuç olarak, eli belinde motifi Anadolu kilimlerinde hem Ana Tanrıça kültünden kaynaklanan kutsal dişiliği hem de gündelik hayatta her şeyin bereketini var eden anneliği simgeleyen, kültürel katmanları çok zengin bir semboldür.

Göz Motifi

Türk kültüründe nazar inancı, yani kem göz olarak tabir edilen kıskanç veya kötü niyetli bakışların zarar verebileceği inancı çok güçlüdür. Bu inancın dokumalardaki karşılığı göz motifidir. Göz biçimindeki kilim desenleri, özellikle kötü bakışları geri püskürtmek amacıyla bir tür tılsım olarak halı ve kilimlere nakşedilir[28]. Nazar boncuğunu andıran mavi renkli bakış figürleri, çoğunlukla koçboynuzu, eli belinde ve bereket motiflerinin içinde veya çevresinde kullanılır; böylelikle bu olumlu motifleri kötü enerjiden koruduğuna inanılır[28]. Göz motifinin ardındaki fikir şudur: “İnsanın gözünden gelen zarar, ancak yine göz ile defedilebilir.” Gerçekten de, halk inanışında en güçlü nazarın bile başka bir göz figürüyle uzaklaştırılabileceği kabul edilir[29][30]. Bu nedenle kilimlerdeki göz motifi, üçgen, baklava dilimi gibi geometrik şekiller içinde stilize edilmiş olarak sıkça karşımıza çıkar ve nazardan korunma işlevi görür[31].

Tarihsel olarak göz sembolü, Orta Asya Şamanizm’inde ve Hititlerden bu yana Anadolu inançlarında mevcut olan evrensel bir motiftir; kötülüğü bertaraf eden bir “gözeten göz” fikri, tek tanrılı dinlere geçildikten sonra dahi yaşatılmıştır. Hatta Budizm’deki üçüncü göz (Şiva’nın alnındaki göz) veya tasavvuftaki “gönül gözü” gibi kavramlar, göz motifine bilgelik ve içsel aydınlanma anlamları da yüklemiştir[32]. Ancak kilim bağlamında birincil vurgu korunmadır: Göz motifini dokuyan Anadolu kadını, binbir emek vererek oluşturduğu halısını ve evini kem gözlerden sakınmak istemiş; bu yüzden “göz”ü en güçlü nazarlık olarak kilimine işlemiştir[31]. Bölgesel farklılıklarda göz motifinin stilize edilişi değişebilse de (bazı yörelerde yıldız veya çapraz biçiminde dokunması gibi), anlamı her yerde aynıdır: Kötü bakışlara karşı etkili bir kalkan olmak ve hane halkına şans ve esenlik getirmek[30].

Tarak Motifi

Tarak motifi, görünüm itibariyle bir tarak şeklini andırsa da özünde el ve parmak motifleriyle yakından ilişkilidir. Anadolu kilimlerinde tarak, genellikle dikine sıralanmış üç, beş veya yedi ucu olan bir figür şeklinde dokunur; bu uçlar aslında insan elinin beş parmağını temsil eden çizgilerdir[33][34]. Halk inanışında insan elinin (özellikle açık el figürünün) nazarı uzaklaştırma gücü olduğuna dair yaygın bir kanaat vardır[35]. Bu inanç, İslamiyet sonrası dahi yaşamaya devam etmiş ve Fatma Ana’nın Eli (Fatma’nın Eli) veya Hamsa gibi motiflerde ifadesini bulmuştur. Nitekim Orta Doğu ve Akdeniz coğrafyasında insanlar Fatma Ana’nın Eli sembolünü nazardan korunmak için taşırlar; bu elin sahibine şans getireceğine, nazar değdirmeyeceğine, bereketini artıracağına inanılır[36]. İşte kilimlerdeki tarak motifi de benzer bir işlevle, kötü gözlere karşı bir el gibi siper olma görevini üstlenir[33].

Tarak motifinin kültürel anlamı sadece koruma ile sınırlı değildir. Anadolu’da tarak şekli, aynı zamanda evlilik ve doğumla ilişkilendirilir[37]. Çünkü tarak, gelin hazırlığının bir parçası (saç tarama, süslenme) olduğu gibi yeni doğan bebeğin bakımında da kullanılır; dolayısıyla motif olarak evlenme arzusunu ve doğumun bereketini nazardan koruma dileğini ifade eder[37]. Bazı yörelerde tarak motifine “el” veya “parmak” adı verilerek de atıfta bulunulur; aslında hepsi aynı motifin farklı yorumlarıdır. Folklorik araştırmalara göre tarak/el motifi, beş çizgi ve beş noktadan oluşan şekliyle parmakların kem gözden koruduğu inancını görselleştirir ve verimlilik (bereket) ile iyi şansı bir araya getirir[33]. Yani bir yandan nazarlık, bir yandan bereket sembolüdür.

Tarihsel bağlamda ele ilişkin bu sembol, Paleolitik dönemde bile mağara duvarlarına kırmızı-siyah el negatifleri şeklinde resmedilmiş; el figürü güç ve sahip olma isteğinin ifadesi olarak kullanılmıştır[38].

Pıtrak Motifi

Pıtrak motifi, Anadolu kadınının doğadan bulup dokumaya taşıdığı özgün nazarlık motiflerinden biridir. Pıtrak (bazı yörelerde “dulavratotu” olarak da bilinir), özellikle kurak bölgelerde sık yetişen, çalı formunda bir bitkinin dikenli tohum topacıdır. Tarlalarda dolaşanların giysilerine yapışan bu dikenli burrlar, halkın hayal gücünde kötülüğü yakalayıp tutan bir tuzak gibi düşünülmüştür. Bu inançtan hareketle, dokuyucular pıtrağın dikenlerinin kötü gözü uzaklaştırdığına inanmış ve onu stilize ederek kilimlere nazarlık motifi olarak işlemişlerdir[39]. Pıtrak motifine yakından bakıldığında, genellikle kare, üçgen ya da beşgen gibi geometrik formlara indirgenmiş dikenli bir daire veya çokgen şeklinde olduğu görülür[39]. Bazı kilimlerde motifin adı doğrudan “bıtrak” şeklinde de geçer ki bu, motifin halk dilindeki adını aynen yansıtır[39].

Pıtrağın kültürel sembolizminde bir diğer unsur da bereket kavramıdır. Türkçede “pıtrak gibi bitmek” deyimi, bir şeyin çok bol ve hızlı çoğalmasını ifade eder. Pıtrak bitkisinin dallarında çok sayıda dikenli topak meyve belirmesi, bereketin bir benzetmesi olarak görülür. Bu yüzden pıtrak motifi, sadece nazardan koruyan bir tılsım değil, aynı zamanda bolluk ve çoğalma temennisi taşıyan bir bereket simgesidir[40]. Anadolu’da geleneksel olarak pıtrak motifinin un çuvalları, tahıl ambarı örtüleri, tandır örtüleri gibi bereketle ilişikli eşyalara dokunması da bu yüzdendir; bu eşyaların hep dolu, bereketli ve nazardan korunmuş kalması amaçlanır[40].

Hayat Ağacı Motifi (Tree of Life)

Dünya mitolojilerinin pek çoğunda yer alan hayat ağacı motifi, Anadolu kilimlerinde de en güçlü sembolik motiflerden biri olarak karşımıza çıkar. Hayat ağacı, kökleriyle yeraltı dünyasına, gövdesiyle yeryüzüne ve dallarıyla gökyüzüne uzanarak evrenin üç katmanını birbirine bağlayan kozmik ekseni temsil eder[41]. Bu motif, dikey bir düzen içinde sürekli gelişip göğe doğru yükselen yaşamı anlattığından “hayatın dikey sembolizmi” olarak tanımlanır[42]. Geniş anlamda ise sürekli değişim ve yenilenme içinde yaşayan kâinatı simgeler; yani hayat ağacı motifine bakan biri, canlı evrenin ebedi döngüsünü ve devamlılığını görür[42].

Kültürel kökeni son derece derindir: Hayat ağacı inancı, Orta Asya Şamanizm’inden tutun da Mezopotamya uygarlıklarına ve semavi dinlere kadar uzanan, insanlığın ortak bir arketipidir. Anadolu gibi binlerce yıllık inanç birikimine sahip bir coğrafyada, farklı toplumlar hayat ağacına kendi dini ve kültürel perspektiflerinden anlamlar yüklemiştir. Ortak payda, bu ağacın her kültürde ölümsüz hayat kaynağını temsil etmesidir[45]. Nitekim hayat ağacının en belirgin özelliği “sonsuz canlılık” taşımasıdır; dalları her mevsim yeşillenir, meyveler verir ve böylece ölümsüz gençlik idealini sembolize eder[46]. Binlerce yıl boyunca bereket ritüellerinin de odağında yer alan hayat ağacı, bu yönüyle doğurganlığın ve çoğalmanın sembolü olagelmiştir[47]. Osmanlı döneminde de çeşme ve cami süslemelerinde hayat ağacı motifine sıkça rastlanması, motifin dinî ve sanatsal sürekliliğini gösterir[43].

Anadolu kilimlerinde hayat ağacı motifi genellikle stilize bir ağaç formunda dokunur ve çoğu zaman dallarında kuş figürleriyle birlikte görülür. Bir başka ifadeyle nar, hurma, zeytin, incir, servi, kayın, sedir, meşe, palmiye ve asma gibi ağaçlar, hayat ağacını sembolize eder. Bu ağaçların üstündeki kuşlar ise, vakti gelince giden can kuşlarını simgeler. [48][49].

Bölgesel farklılıklara gelince, hayat ağacı motifinin kompozisyonu yöreden yöreye değişebilir: Batı Anadolu’da servi, selvi gibi mezar ağaçları hayat ağacı şeklinde dokunurken; Orta Anadolu’da üzüm asması veya nar ağacı hayat ağacı yerine geçebilir, Doğu Anadolu’da ise kozmik dağ motifleriyle birleşik hayat ağacı örnekleri görülür.

Sonuç

Geleneksel Anadolu kilimleri, her bir ilmikte barındırdığı motiflerle adeta konuşan birer tarih sayfasıdır. İncelediğimiz dokuz sembolik motif, dokuyucularının dünyaya bakışını, inancını ve hayallerini simgesel bir dille bizlere aktarmaktadır. Akademik ve etnografik çalışmalar, bu motiflerin kökeninin bazen Paleolitik mağara resimlerine, bazen Neolitik bereket ritüellerine, bazen de Orta Asya inanç sistemlerine dek uzandığını ortaya koymaktadır.

Bu motiflerin çözümlenmesi, yalnız kilim sanatını anlamak için değil, aynı zamanda Türk halkının kolektif bilinçaltını ve binlerce yıllık yaşam deneyimini kavramak için de anahtar niteliğindedir. Kilimlere gizlenen kuşlar, ağaçlar, gözler ve diğer semboller, sahip olduğumuz kültürel mirasın şifreleridir. Anadolu kadını, tezgâhının başında sadece yün iplikleri dokumamış; aynı zamanda acılarını, sevinçlerini, umutlarını ve korkularını motif motif geleceğe işlemiştir. Bu nedenle bugün bir kilime baktığımızda, onun üzerindeki motifleri doğru okuyabilirsek, koca bir kültürün masallarını, inançlarını ve hayat felsefesini de duyabiliriz.